12 Mart 2017 Pazar

Eşhedü-Ben Şahidim

Eşhedü -Ben şahidim 

Ben şahidim Rabbim 

Şahidim bombalanan topraklara

Şahidim Ya Rabb, katledilen çocuklara

Zulüm gören kardeşlere

Şahit yaz beni ey göklerin melekleri 

Yere ve göğe,

Açan çiçeğe ve doğan güneşe

Eşhedü-şahidim

Ben şahidim

Toprak yerde durdukça

Gökyüzü tepemde oldukça

Bedenim ten kafesinden çıkınca

Şahit yaz beni Ey kainatın sahibi

Birlenmek için geldiğimiz bu aleme

bir damla iken , bir derya oluşumuza

Batıla meyledip ,hakkı unutuşumuza

Şahit yaz bizi de Ey yoktan var eden 

Hak durur iken batıla taptık

Aşikar olduk , yanlış yöne saptık

Şahit yaz beni Ey Es-Semi

Mükemmel işiten,

Duydu kulaklarımız mazlumların sesini

Kalbimiz hissetti , içimiz yandı

Yaz ey Rabbim , beni şahit yaz

Hiç yanmadığı kadar yandı yürekler

Kendim içim değil,

Bu dünyayı onlar için istedim

Şahit yaz Ey Rabbim

Uzuvlarım  mazlumlar için çalışıp,

Kalbim sana rabp olsun

Şahit yaz beni Ey alemlerin Rabbi

Eşhedü- ben şahidim

Alem başıma yıkılsa hakkı söyleyeceğime

Bu dinin asıl sahibinden başkasına boyun eğmeyeceğime

Hiç olup , sen var olacağıma

Bir gün mutlak toprak olacağıma

Şahit yaz beni Ey alemlerin Rabbi

Eşehdü-Şahidim

Eşhedü-Halep

Eşhedü-Filistin

Eşhedü-Mısır

Eşhedü-Çeçenistan

Eşhedü-Doğu Türkistan

Eşhedü-Bağdat

Eşhedü-Guta

Eşhedü-Kerkük

Eşhedü-Bosna

Eşhedü en la ilahe illallah ve

eşhedü enne Muhammeden âbduhu ve Resuluhu 
 

                                                                                                      Şüheda Nur Fidanol

23 Temmuz 2016 Cumartesi

İz Bırakanlar

▪️▪️▪️
İz bırakanlar azizim .
Göğsümde uçuruma dönüşüyorlar,
Bir çırpıda atıveriyorum kendimi
Uçurumun kenarından.
Dışardakiler kendini akıllı sansın diye
Aptalı oynuyorum,
Susuyorum  ve dinliyorum .
Lağım kokuyor cümleleri aldırmıyorum..
Azizim insanın elinde herşey bozuluyor..
Cavit bey kendini asıyor,
Ülke hain kaynıyor, savaşa göz kırpıyor gibi.
Oysa  azizim tefekkür kılıçla fethedilmezdi
Bir kaç parça kendi kafamızla düşünseydik
Gelir miydi başımıza bunlar?
Şer , kendimize yapıştırdığımız sülük gibi
Vallahi azizim
Kahraman aramayı bırakalı çok oldu .
Sadece kendimizi arar olduk..
Rollerimizi de beceremiyoruz artık
Bir çok insan gibi , insanlık hastasıyız.
Gömülmesi unutulmuş cesetlerimiz ,
Öylece kala kalmışız kefen hırsızlarının yanında.
Artık yarı yoldayız Azizim..
Sahi herkes biraz yarı yolda değil mi ?
ŞühedaNurFidanol #yazıtlar

10 Mart 2016 Perşembe

BİZDE SİZLER GİBİ MUTLU DEĞİLİZ ..

Mutlu sandığınız hayatlarda
Mutsuz oluyoruz
Kırgın oluyoruz
Üzgün oluyoruz
Anlamıyorsunuz !
Dudaklarımızda ki tebessümler
Çehremize yansıyor ama
Gönlümüze yansımıyor be Azizim!
Mutlu sanıyorlar....
Söyle onlara azizim
Mutsuz Kırgın Üzgünüz
                                     Şüheda Nur Fidanol

21 Şubat 2016 Pazar

Ne denir şimdi O'nlara ?





        Mülteci
        Sığınmacı,
         Kaçak insan diyen bile var..
Peki ya ne denir şimdi onlara ?
Yaklaşık4-5 yıldır Suriye'de süren iç savaş nedeni ile Türkiye'deki sayıları ciddi rakamlara ulaştı. Esad rejimi ve Daeş arasında kalan , yani iki ateş ortasında kalan kardeşlerimiz hicret eder iken Türkiye'ye biz onlara ;
Mülteci mi diyeceğiz ? Hayır ...
Sığınmacı mı diyeceğiz ? Hayır....
      Eğerki sığınmacı der isek sığınılan hükmene girer ve dilde üstünlük duygusu gelir ki bu bize yakışmaz .
       Kaçak insan mı bunu hiç açıklamak dahi istemiyorum . Bir kaç kağıt parçası eksik diye , insan muamelesi yapılmaması ne derece çirkin olacağını izah etmek ziyadesi ile zor zaten ..
      Eee peki neden mülteci değil , çünkü kendini irtica eden ülke ,yer anlamına  gelir ki buda bir müslümana yakışmaz .
     O zaman ne denir şimdi onlara ?
Bizim tarihimiz , bizim coğrafyamız ,bizim kültürümüz ,bizim köklerimiz onlara "Muhacir " dememizi söylüyor ..
Sende onlara , kardeşlerimize muhacir de ..
      MUHACİR -MUHACİR -MUHACİR
Lugatımıza , beynimize ,düşüncemize , gönlümüze yerleşinceye kadar Muhacir ...
   Çünkü onlar muhacir olunca sen de "Ensar " olacaksın ..
Peki ya neden muhacir ?
Çünkü bu insanlar hicret ediyor
Çünkü Baas rejimi bu insanlara eziyet ediyor
Çünkü Esad bu insanlara eziyet ediyor...
Çünkü Rusya bu insanlara eziyet ediyor ..
   Bu insanların namuslarına göz koydular
   Bu insanların ırzlarına göz koydular ..
Toprağına , geleceğine , hayallerine göz koydular. Ve bu insanlar da hicret ediyorlar .

    " Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, kabîlesini,bütün varlığını Mekke'de bırakarak peygamber efendimizin  izniyle Medine'ye göç eden Mekke'li Müslümanlara "Muhâcirler" adı verilmiştir"
    O halde hicret eden adama Muhacir denir.
Ve sende Ensar. ( yardım edenler -yardımcılar )  olursun..
Bu da bize sunular imtihanlardan biridir .
Bize ne deyip dönersen arkanı , kaybedersin geçmişteki hataların gibi ..
Nasıl ki zamanında Fransızlar 1milyon Cezayir'liği katlettiğin de sen sırf Nato'ya girebilmek adına sırtını dönmüştün , nasıl ki şimdi bir Cezayir'liğe verecek hesabın yoksa ve biz nasıl utanıyor isek , Bundan sonra gelen çocuklarımız , torunlarımız utanmasın diye bizim gibi ..
Gurur ile Ensar olacaksın ..
Ve unutmaki
İstanbul ,İzmir ,Ankara ,Malatya ,Edirne ne ise
Suriye ,Şam ,Hama ,Humus ,Deyr-Ezzor odur ..
Sen buraları da şüheda toprağı olarak kabul edip , kendi topraklarından ayırt etmeyeceksin ..
Ez cümle biz eksik noksan yanlış anlatmışsakta sizin doğru anlatacağınıza eminim .
Ne mutlu ki bizlere geleceğe dair umutlarımız , dualarımız ve mücadelemiz var olacaktır , biz varoldukça inşallah ..
Unutmayın ..
"İnanlar kardeştir "
     "Ne mi denir şimdi onlara ?
Muhacir -muhacir -muhacir "
     "Ne mi denir şimdi bizlere ?
Ensar -Ensar -Ensar "

                                     Selam ve dua ile
                                   Şüheda Nur Fidanol 

7 Eylül 2015 Pazartesi

Vatan sağ mı oluyor ?



.....,.
Şimdi ne söylesem boş olacak gibi hissediyorum.
Kelimeleri süslemeyeceğim ..
Klavye başında kınamatan eleştirmekten öteye gidemedik . Onlar ise vatandan milletten şehit olmaktan bir adım geri gitmediler .. Üzülüyoruz , belkide kahroluyoruz milletçe, yasa boğulup ,ekranları karartıyoruz...
Sonra ne mi oluyor 2saat sonra ,5saat sonra diniyor öfkemiz ,acımız .Dönüp normal hayatımıza devam ediyoruz . Sanki gizli bir el beynimizden söküp alıyor acımızı ..
Unutuyoruz...
En büyük hatamız oldu acılarımızı unutmak bizi bu hale getiren bu tavrımız oldu .
 Ateş düştüğü yeri değil bütün herkesi yakacaksa yaksın . Ya herkesin ciğeri parçalansın yada gözü yaşlı teyzemin , elinde bebeği ile bekleyen ablam da gözü yaşlı kalmasın . 
Henüz yirmisinde gencecik fidanlar toprağa verilirken  vatan sağolsun naraları atmak neyime ..
Olmuyor işte .. Analarıların yüreği feraha kavuşmadıkça ne vatan sağolacak nede huzura erişebileceğiz .. Sönen ocakları , dağlanan yürekleri hiç bir cümle ile ifade edemeyeceğiz .
Rabbim vatanımıza milletimize huzur nasip etsin ..
#terörülanetliyoruz 

4 Eylül 2015 Cuma

Vicdan muhasebesi gerekli bizlere





Azizim ..
İnsanlar yalınayak
İnsanlar çıplak 
Öyle şaşılası bir dünya ki burası
Balıklar kahve içerken
Çocuklar süt bulamıyor .
Adalet istiyoruz ama nereye?
Toprak üstünde kalan bendenlerimize,
 Merhamet gerek.. Azizim
Doğmak ve ölmek kolaydır da..
Asıl zor olan hayatın kendisiydi ..
Asıl zor olan çocukların ölümüne susmaktı
Asıl zor olan zulme boyun eymekti
Asıl zor olan bencil davranışlarımızdı 
Asıl zor olan her soğuktan üşüyen çocuğun 
Bizim çocuğumuz olduğu bilememekti..
Asıl zor olan bizdik 
Bilemedik...
Zor olanı seçtik
#şuşudanfısıltılar
Hayırlı cumalar

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Anlatılamayanlar1


・・・
Ruhumu doyuran dua ,
Bedenimi ayakta tutan umut gibisin ..
Her ne kadar çok yazsam  da .
En yazamadığım sendin 
Mürekkebime bulaşmayan ,
Yegane insan ..
Kağıtlara sığdıramadığım ,
İçime sığdırdım seni ..
Şüheda Nur Fidanol
#şuşudanfısıltılar


1 Temmuz 2015 Çarşamba

Birşeyler Olsun İstiyor İnsan ..




İyi birşeyler olsun istiyorum 
Savaş kaos entrika  değil 
Sulh birlik  adalet olsun istiyorum . 
Mazlumun güldüğü , zalimin cezasını çektiğini görmek istiyorum. 
Tek bir ağaç sevdası ile ülkeyi inletenlerin
 masum çocukların ölümüne seyirci kalmamasını istiyorum .
Sözde aydınlarımızın ,özde aydın olmasını istiyorum 
Zalime alkış tutan eller kırılsın istiyorum .. ""Doğu Türkistan'da ,  Filistin'de , Suriye'de  Mısır'da Çeçenistan'da Guta'da , Afrika 'da , Bağdat'ta ,Kerkük'te ""
Daha doğmamış , doğmuş ama daha kundaktayken katledilen , büyümesine izin verilmeyen nice çocuklarımız için , işkence ile katledilen kardeşlerimiz için bir yürüyüş olsun istiyorum .. Soytarıların dediği gibi onur yürüyüşü değil ,
Ezilen kardeşime burdayım yürüyüşü olsun istiyorum 
Konsolosluğa değil , 
Direk DoğuTürkistana , Filistine , Mısıra yürüyelim istiyorum .. Ocu veya buculuğumuzu bırakıp insan olduğumuzu bir kere hatırlayıp ,birlikte olup öyle yürüyelim istiyorum .. Bir yürüyüş olsun istiyorum ,
Rikkate yol açıp ,hakikate erdirsin istiyorum ..
Çok şey değil insanlığın  lafta değil özde olsun istiyorum .. Özlemle , saygıyla , direnişle ... 
Şüheda Nur Fidanol
#EastTurkestanIsNotAlone #StopTerorismInChina  #DoğuTürkistan  #DoguTurkistanKanAgliyor  #direniş

4 Haziran 2015 Perşembe

ÇOCUKLARIMIZ




Gözleri uzaklara dalan çocuklar ,
Sınıfı geçmiş sayılsın..
Zalim kurşunlarla vurulan ,
Ölüm çarkına inat ...
Ayakta kalsın yiğitler ..
Çocuk kahramanlarımız vardı bizim ..
Yüreği kocaman ,bedeni ufacık 
Gözlerin de korkudan çok tefekkür okunurdu.
Bilâkaydüşart  özgürlük hak bizimdir derler.
Duvarları katı sabr taşları ile döşeli ..
Sabredenlerden olma şerefine nail olup ,
Zafer kazanan çocuklarımız vardı bizim ..
Elleri çamur toprak içinde ,
 Bilirim ki yüreğin pîrüpaktır ..
 Umudunu yitirmeyen umutlu çocuk ...
Zafer senindir .. 
Duan ile umut et ... 
Bilirsin ki 
Gün gelir gülde açar ,bülbül de öter ..

 

1 Haziran 2015 Pazartesi

SEV BENİ






Bir sabah gözlerini açtığın da sev beni ..
Uçsuz buçaksız şehirlede ,
Bir ağacı görüp , bir kaldırımdan geçerken sev beni .
 Bembeyaz odalar da piripâk sev beni ..
Bir çocuğun ne kadar seviyorsun sorusuna ,
Kollarını açarak bu kadar demesi kadar sev beni ..
Hayatı güzelleştiren gülümsemenle sev beni 
Unutmaya mahâl vermeyecek ,
Özlemlere göğüs gerecek kadar sev beni ..
Uzun uzun susuşlarımı dinleyip ,
Çocuk gibi kaprislerimi çekecek kadar sev beni ..
Herşeye rağmen ikrar edecek kadar sev  sayfalarca mektup yazacak ,
Seveceksen ilk günki gibi sev beni ..
Herşeyin sen olduğu vakit ,
 ben olduğum için sev beni .. Sonunda ödenecek bedellerimiz de olsa ,
Hüzünler sıra sıra gelse de .
Yıllar geçsede gördüğün de elini nereye koyacağını bilemeyen acemi bir çocuk gibi sev beni ..
Hayırlı sabahlar dilerim (. Sabah sabah yazmalara doyamadım gene .. Umarım hayatta gözlerinizi güldürecek kadar güzel insanlar çıkar karşınıza )

SUSKUNLUĞUM









 Sabrımın sonunu bilemediğim gibi ,
Selamete de eremeyeceğim ..
Sonu hüsran ile biten bir filmin ,
Yan figüranı gibiyim ..
Olsam da olur olmasam da düşüncesi idi ,
Beynimi yiyip bitiren .
Yolların çokluğu muydu yoksa ters yollara girmeme sebep 
Oysa yanlış yollar bile çıkmazımdı benim ..
Bakmayın benim melankoli  hallerime ..
İçi geçmiş bir et parçası gibi hayallerim..
Gökkuşağı görmedim ,
Benim renklerim siyah ,gri  idi ..
Görmedim ben kırmızıyı ,pembeyi ,sarıyı ... 
Yağmur damlalarında sakince ıslanmak varken ,
Fırtına yakalanmış bi çareydi ömrüm ..
Bir kendime geçerdi nazım ,
Birde kendime yeterdi gücüm ..
O yüzden 
Beni en çok kendim yıprattım ..
Başkalarda bulamam kabahat ..
İnsan önce kendisini sevmesini bilecek 
Bilemediğimiz için hep yarım kaldı hayatlarımız ..
Kendim bu haldeysem dışarıdakiler neler yapmaz deyip ,
İçime kapanışım bu yüzden .. 
O yüzden korkularım sağlam,
İnsanlara  güvenim kırgındır benim.. 
Şüheda Nur Fidanol



 

23 Nisan 2015 Perşembe

Bu gün mü o çocuk bayramı ?



Filistin'de 
Suriye'de 
Mısır'da 
Çeçenistan'da   
Afrika'da 
Doğu Türkistan'da 
Bağdat'ta ,Guta 'da, Kerkük'te ve tüm Dünya'da masum çocukların ölmediği gündür bizim çoçuk bayramımız...
 
23 nisan çocuk bayramı ..
Kendimi bildim bileli böyle bir gün var fakat. 
Bazı çocuklar kutlayabiliyor .
 Diğer bazı çocuklar ne yapıyor peki..
Kimisi küçücük ellerine rağmen bu hayata tutunmak için ayakta durmak için mücadele ediyor . 
Kimisi bir ekmek kazanabilmek için çalışıyor , kimisi ise hayatta kalmak için çabalıyor..
Kimisi öldürülüyor , küçücük bedenine giren kurşun ile.
 Kimisi bir ideoloji uğruna sokaklarda ölüme yollanıyor , kimisi vahşice öldürülüyor .. 
Çocuklara çocuklar bayramınız kutlu olsun demiyorum .Sebebime gelince ise,
Pespâye bir hayatın içinde çocukluğunu yaşayamamış bir çok çocuğa haksızlık ettiğimi düşünüyorum.. 
O yüzden masum çocukların ölmediği ,kullanılmadığı gündür bizim çocuk bayramımız 
Selam ve Dua ile 
Şüheda Nur Fidanol ..
#şuşudanfısıltılar #23nisan #çocukbayramı

16 Mart 2015 Pazartesi

Görmek İçin Göze İhtiyacın Varmı ?

I




"Şuşudan Fısıltılar ;
Hayatta hiç bir şeyin engel olmayacağına inanan insan engelsizdir . Ne mutlu görmeden ,duymadan hissederek bilene "
Bana bu satırları yazdıran  koskoca bir karanlıktı.........
 Bunca aydan sonra elime kağıt kalemi aldıran duygu. Tarifini hayatım boyunca belki hiç bir zaman yapamayacağım. Hem mükemmel olup hem iç acıtan bir duygu.  Bambaşka,  hani derler ya anlatılmaz yaşanır diye , işte ben onu yaşadım. 
 Hayatta durup düşünürüz , elimiz olmasa,göremesek ,duyamasak ne olur diye. İşte ben bugün görmedim ,göremedim .. Hani size de oluyordur muhakkak yolda göremeyen birini gördüğümüz de elimizden geldiğince yardım eder. Sonra da Rabbim'iz yardımcısı olsun diye dua ederiz . İçimiz de ki merhamet duygusudur bu. Ama ne yaşadıklarını aslında hiç hayal dahi edemeyiz derken bir duyarlılık empati adı herneyse bir proje yapılmış . Bir istanbul yapmışlar sizin için Gayrettepe metro istasyonun içine. İsmi " Karanlıkta Dialog "  bu diolog 1,5 saat sürmekte kapkaranlık 1,5saat düşün ve istanbul'u turluyorsun. Bir grup olarak giriyorsun ve birde rehperin var. İşin en can alıcı noktası ise rehperin gerçekten de görmeyen biri olması ..
Çubuğunu eline alıp başlıyorsun ..İşte çıktın yola ve kapkaranlık bir dünyaya girdin. Rehperiniz sizi öyle güzel yönlendiriyor ki kesinlikle görmeme gibi bi durum olamaz diyorsunuz . Ama araştırdığımda gerçekten görmediğini öğrendiğimde ne kadar şaşırdığıma anlatamam sizlere.1,5 saat nasıl geçeçek görmeden derken içerde o kadar çabuk geçtiki ,dakikalar geçti sanarken saatler geçmiş. 
Doğrusu karanlıktan korkan biri olarak ilk dakikalarım tedirgin ve korkulu geçti fakat  sonra dan  onları gibi hissettiğim de herşey daha rahat oldu. Onların karşılaştığı zorlukları daha iyi anlamaya başladım . Yolda ki tümseği, kaldırımı ,basamakları öğrendim ve dikkat etmeye başladım . ( duvara çarptıklarımı , yada kaybolup vapurun girişini bulamayışımı, , çay içerken bardağı bulamayışımı ,insanlara çarpışlarımı saymazssak ) 
 O kadar garip farklı bir duygu ki onlarca ,yüzlerce kez vapura binmeme rağmen ,hayatım da hiç bir zaman unutmayacağım ,unutamayacağım bir vapur gezisi idi. Genelde vapura bindiğimizde  dışarda oturup denize bakar ve manzayı seyrederiz. Yanımız da oturan kişilere bakarız. Şu şöyle bu böyle deyip yorum yaptıklarımız da olur. Bu sefer de dışar da oturduk. Gene dalga sesleri vardı ,gene martılar uçuyordu ve gene yanım da biri oturuyordu. Herşey aynıydı fakat ben farklıydım . Hissediyor ama göremiyordum. Ne denizin mavisini ne denizdeki dalgalarını görebiliyordum , ama hissediyordum. Yanımdaki kişinin sesinden bi bayan mı erkek mi  ancak bi kaç dakika sonra anlayabildim.  Hava serindi o yüzden vapur sallandığına göre dalgalar yüksek ve şiddetli olmalı dedim içimden. Sonra durup evet onlar ancak bu şekilde hissedebilirler. Garipti .Her bir adımım da hissetiklerim de çok kıymetliydi. Denizin dalgarı ile oturduğum yerde sıkıca elimde ki çubuğa  tutundum.  Yapacak bir şeyimin olmadığını hissetiğim an daha çok karardı. Birden motorun sesinin durduğunu hissettim ve vapur turu bitti kalkmam gerekli deyip kalkıp ilerlemeye başladım. Alıştığımı düşünüyordum artık, artık sesleri tanıyıp ona göre hareket etmeye , alışmış hissederek kendımden emin adımlarla ilerlerken bi duvara tosladım. Hiç bir şey yoktu ve nerde olduğumu bilmiyordum. İşte o anda belirsizliğin ne kadar ürpertici olduğunu hissettim . Rehperimize seslenir seslenmez geldi beni bulup komutlarla vapurun çıkışına getirdi. Meğersem yanlış yöne gitmişim 😊
 Karşımdaki insanın sesi ile tanışmayı öğrendim. Hani derler ya dış görünüş önemli değil diye. İnsanın içini tanımayı öğrendim. Sesinden , kurduğu cümleler  benim için önemliydi. Göremediğin bi güzellikmiş aslında , insanın kalbine bakmayı öğrendim , anladım. Yüzüne baktığım insanlardan sonra , bakıp görmeden sevdiğim insanlar tanıdım. 
 Size yaşadıklarımı ne kadar yazssam da anlatamayacağım biliyorum . Ama az da olsa bir kaç cümle ile duygularımı aks etmek istedim. Zira hissettiklerimi tam mânâsı ile izah edeceğim hiç bir kelime yok. Bende en çok hissettiğim ise , onları ve dünyasını sevmek oldu. Rehperimizi hiç görmedim ,oda beni hiç görmedi ve göremeyecek . Fakat bana bir insanı sesi ile sevmeyi , sesi ile tanışmayı öğretti. Hayatımda öğrendiğim en anlamlı duygulardan biri idi. Görmeden , hissederek bir insanı görebileceğini öğretti bana. Ben seans bitip ,odadan çıktıktan sonra tekrardan ışığı hissedip görmeye başladım. Rehperimizin ismi Yunus Emre idi ve o odadan cıktıktan sonra hiç bir değişiklik olmayacak . Çünkü o oda bizim  için bambaşka bir dünya ve onlar için ise kendi dünyasının bir parçası. 
 Sizden oraya gidip bu duygunun ne demek olduğunu ,nasıl bir duygu olduğunu  hissetmenizi istiyorum.
Bu gece bambaşka biri olarak uyayacağım. Her gözümü kapattığımda  ve her etrafıma baktığım da aklımda ve kalbimde olacaksınız. 
 Görmek için bir göze ihtiyacım olmadığını bu gün daha iyi anladım. Hem çok zor hemde çok duygulu bir  gündü. İnsan hayatın  zorluklarını  , daha zorunu görünce anlıyormuş, bunu bir kere daha anladım. 
 Sizin de mutlaka bir kaç saatinizin ayarlayıp bu  duyarlılığı gösterip, onları anlamanız adına bunu kendinize borçlu olduğumuzu düşünüyorum .
Yukarda yazdığım metin ve fotoğraftaki yazı ise karanlık bir odada o an hissettiklerimizi yazmamız istendiğinde yazdığım yazı :) 
Herkese çok teşekkür ederim. 
Sizin olan herşeyin kıymetini bilmeniz  duası ile .
 Duyarlı kalın
Karanlıkta Diolog
Yer:Gayrettepe Metro İstasyonu 
Seanslıdır. 


11 Şubat 2015 Çarşamba

Geçmiş olsun, sizden geçenlere...


Soğuk bir sabahın doğuşundan sıcacık bir Günaydın. .

Her zaman yazı ile başladığım bu metine şimdi birde şiir demiyelim de

bi kaç karalama ile başlayacağım .

İyi okumalar

Selam ve dua ile



Geçiyor. .

Sen istesen de istemesen de geçiyor. .

 Bazen onikiyi çeyrek geçiyor

Bazen otuz geçiyor.

Yollar geçiyor , büyük küçük şehirlerden,

Adı sevda olan yollar geçiyor ömrümüzden..

Geçmez dediklerimiz geçiyor

Bazıları delip geçiyor

Bazıları ise teyet geçiyor

Geçiyor mu ? Geçiyor .

Geçmez deme içinden , geçiyor

Ball gibi geçiyor oda olmazsa kötekle geçiyor

Ağlaya zırlaya da olsa geçiyor

Yıllar geçiyor , günler bile geçmez derken

İlk önce kendinden geçiyor insan

Sonra sabah doğan güneşten geçiyor

Koşup gülmekten geçiyor insan ,

Ne acı. .. Şimdi geçilmeyen bir yoldan geçme vakti..

Şimdi eline bir palto alıp. Herşey nasıl geçtiyse .

Senin de birşeylerden geçme vaktin..

Haydin selametle..

Geçmiş olsun dostum....

Şuşudan Fısıltılar



29 Kasım 2014 Cumartesi

İyi insanlarız aslında..

       Haftalar  sonra aldım elime , kağıt kalemi. İtiraf etmeliyim ki bir kardeşi , bir anneyi , bir evladı özler gibi özledim yazmayı. Geçenler de dosyaları karıştırırken bir yazıya denk geldim. Yazı da  aynen şöyle yazıyordu ;
   Bana bir kalem uzatılınca "teşekkür ederim " dedim. "Artık kullanmıyorum"

 Evet Allah kimseyi kaleme, kağıda küstürttmesin. En azından biz yazmayı severler için.  Evet bana bu yazıyı yazdıran , tekrar kağıdı kalemi elime andıran bir şiir idi. Okur okumaz sizinle paylaşmam gerektiğini düşündüm . Bertolt Brech 'in bir şiiri.
   İyi anlaşılması gereken , iyi bir şiir kendisi.
   İyi okumalar,
    ●İYİ ADAMA BİR İKİ SORU ●
    Madem iyisin,
    Şimdi bizi iyi dinle.
    Düşmanımızsın sen bizim.
    Dikeceğiz seni bir duvar dibine,
    Ama madem bir sürü iyi yönün var
    Dikeceğiz seni iyi bir duvar dibine.
    İyi tüfeklerden çıkan,
    İyi kurşunlarla vuracağız seni.
    Sonra da gömeceğiz
    İyi bir kürekle
    İyi bir toprağa.


    Anladık iyisin,
    Ama neye yarıyor iyiliğin ?
    Seni kimse satın alamaz.
    Eve düşen yıldırım da
    Satın alınmaz.
    Anladık dediğin dedik.
    Ama dediğin ne ?
    Doğrusun , söylersin düşündüğünü.
    Ama düşündüğün ne ?
    Yüreklisin ..
    Kime karşı ?
    Akıllısın,
    Yararı kime ?
     Gözetmezssin kendi çıkarını ,
     Peki gözettiğin kimin ki ?
     Dostlarına diyecek yok ya ..
     Dostların kimler ?


     Şimdi bizi iyi dinle
     Düşmanımızsın sen bizim
    Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
    Ama madem bir sürü iyi yönün var
   Dikeceğiz seni iyi bir duvar dibine
   İyi kurşunlarla vuracağız seni
   Sonra da gömeceğiz.
   İyi bir kürekle,
   İyi bir toprağa. .



       Hiç okumadıysam 20 defa okuduğum ve her defasında farklı anlamlar çıkardığım
   bir şiir.   Başta dediğim gibi ""İyi anlaşılması gereken iyi bir şiir ""
    Sizde okuyup iyi anlamlar çıkartın benim iyi okurlarım .. Neyi anlamanız gerekiyor ise onu anlamanız temennisi ile. En yakın zaman da görüşmek üzere inşallah. .


                                                                                  Selam ve dua ile
                                                                                 Şüheda Nur Fidanol. 

15 Ekim 2014 Çarşamba

Onlar köleydi.. Ya siz ?








    Selam olsun okuyupta öğrenme azmi olan kardeşlerimize , ablalarımıza,abilerimize , büyüklerimize .

Aslında yazıya baslamadan önce konumu belirtmek isterim  günümüz modern kölelik Çoğumuzun fark etmediği , aslında var olan köleliğimiz ve birde beni derinden etkileyen Mısır piramitleri. .

Mısır ve dünyanın 7 Harikasından biri olan Piramitler.
      Piramitlerin yapısı,tarihi, şaşırtıcılığı ve sırları vardır. Beşbin yıl önce köleler ortalama iki ton ağırlığın da sekizmilyon adet büyük kaya parçasını Evsan'dan Kahire'ye getirirler. Bunlardan dünyanın harikaları arasında yer alan altısı küçük , üçü büyük toplamda dokuz piramit inşa ettiler. Beşbin yıl önce Firavunların ve kraliçelerini içinde de defnetmek için sekiz milyon kaya parçası , dokuzyüzseksen kilometrelik mesafeden Kahire'ye getirdiler, üstüste ördüler ve piramitleri inşa ettiler.

  Piramitlerin her birinde , en iç kısmında mezar odası bulunduğu kısım çok büyük bir alan olmasına rağmen sadece altı adet kaya parçasından oluşmakta. Bu kayalar tek parça olup, hamdır. Kayaların dördü mezar odasının dört duvarını oluşturmakta. Diğer iki parça ise tavan ve tabanı. ..  Velhâsıl kelâm,  bunları ve devamını biliniyordur, veya boyutunu tahmin edebiliyorsunuzdur. Herkes mutlaka piramitleri duymuştur , kimisi araştırmıştır, bir çok dergiye ve kitaba konu da olmuştur.  Benim için de çok etkiliyici idi fakat bu muazzam yapının 400-500  metrelik mesafesinde birbirine karışmış üstüste yığılmış kayalar vardır.  Çoğu insanın dikkatini çekmemiş. Sahnede olanı görmek kolaydır, Görünen tarafa aldanıpta kapılmamak lazım zira sahnenin yüzü parlak,  eğlenceli ve etkileyicidir. Peki ya sahnenin arkasında olanlarla ilgilenen kaç kisi  vardır ki. Oysa asıl durum sahne arkasındadır. Bende bıraktım piramitleri koyuldum bu kaya parçalarına  , Evet bir yazar   bu kaya parçalarından şöyle bahsediyordu ;

Oralar büyük oyuklar ve tüneller gibi yerin derinliğine açılan ve kilometrelerce uzanan mezarlardır. Bu mezarin sahipleri ise , O piramitleri inşa edenlerin mezarları imiş.

  Ortalama otuz yıl boyunca her gün bin köle bu muazzam büyüklükteki kayaları bin kilometrelik mesafeden o bölgeye taşıyorlardı. Hergün yüzlere köle bu ağır yükün altında can verirken Köleler hayvandan dahi daha ucuza mâl oluyordu. Evet bu zalim sistem en ufak bir merhamet duygusu taşımadan kölelerin ezilmiş , parçalanmış cesetlerini cukurlara doldurup yerlerine başkalarını getiriyorlardı. Hergün yüzlerce kişinin ölüm haberini Firavun'a haber ediliyor, yılın çeşitli mevsimlerin de ölüm oranları değişiyordu. Veba gibi bulaşıcı ve ölümcül hastalıklar insanların ölüm oranlarını adete bir soykırıma çeviriyordu. Tabi Firavun'un keyfi uygulamaları , kölelerden fazla verim alabilmek için  yaptıkları çeşitli denemeler  ve yöntemler  ölü sayısının katlanmasına doğrudan etkiydi. Zira köleler üstünde hertürlü yöntemi uygulamak ve yeni yöntemler keşfetmek serbestti. Ruhun hiç bir zaman ölmeyeceğine inanan firavun , ölen köleleri de  kabrinin yakınına defnetmelerini emretti. Zira bunlar nasıl ki dünya hayatında onun hizmetçiliğini yapıp , bedenlerini ona hizmete adadılarsa. Ölümden sonra da ruhlarını ona hizmete adamalı ve piramitlerin bekçisi olmalıydılar.

 Evet onlarda birer köle idiler. Evet herbir taşın altında ecdadımızın kanı ve eti vardı.  Evet o muhteşem Mısır Piramiti , Medeniyet sayılacak Piramit,  Dışardan ahım şahım duran medeniyet,  kendine yol bilmiş piramitleri.O hani çok beğendiğimiz medeniyet varya ,işte o medeniyet  demek;

Küfür demek,

Hakaret demek ,

Nefret, kin demek,

İşkence ve kırbaç demek,

Fesat ve şehvet demek ,

Heves , bencillik ve esaret demek.

Kısacası üç katlı zulm binası binlerce yıldır mazlumların omuzları ve hücreleri üzerinde yükselmekte. O taş yığını ki bize tarihi gösteriyor bize medeniyet illetini öğretiyor.

O insanları anlatan bir kaç paragraf onları anlamamızı ne kadar sağlar bilmem ama hissedebileceğimizi umud ediyorum;

 ""Köylerimizi ve kasabalarımıza gelirlerdi, bizi bir hayvan gibi alıp götürürlerdi, anıt mezarları yapmak için kullanırlardı. Sonunda dayanamayanlarımız bir taş gibi duvarda yerini alırlardı. Kimi zaman bizi savaşa götürürlerdi , hiç tanımadığımiz , kendilerine karşı en ufak bir kin bile beslemediğimiz , üstelik bizimle kader ortağı olan  insanlara kılıç çekerdik. Bizi götürürlerdi yok eder   Katliam yapardık. Yada yok olup katliama uğrardık. Bizi götürürlerdi  ana , babamız yolumuzu gözlerdi , fakat bu bekleyiş hiç bir zaman cevap bulmazdı. Firavun ve ilahları canımızı okumaya devam etti. """
Ve bir dönem de böyle bitti. .

Fakat Firavun döneminin bitmesi , piramitlerin bitmesi ile kölelik bitmedi..çeşit çeşit teori değiştirerek hâlâ devam etmekte.

    Evet bugün biz ise öyle bir toplum da yaşıyoruz ki ne kadar uzun süre geçse bile, düşman  güçlü ve bu düşman benim neslimi yeniden yeni bir biçimde  köleleştirmek için içten içe entrikalar kuruyor.

 Biz bu gün zahiren kimseye bedava çalışmıyoruz , güya özgür olduk ve kölelik diye birşey kalmadı artık ! Fakat seninkinden daha kötü bir durumdayız ve daha kötü bir köleliğe mahkum olduk kardeşim.

Düşüncelerimizi köleleştirmeye çalışıyorlar.

Kalbimize gem vurup, irademizi teslim almaya çalışıyorlar. Bizi dışardan özgür görünen köle gibi yetiştirme çabalarındalar. Bilimin , Sosyolojinin , kültürün, sanatın , gücünü kullanarak ;

Cinsel özgürlük, tüketim özgürlüğü,  mala tapma serbestisi ve bireyselliğe tapma serbestisi adı altında bizi içten içe tükettiler. Ve işte şimdi bu hâkim sistemlere karşı ürettikleri herşeyi tüketen , güzel fakat boş bir küpe döndük.  Evet tabi yaa onlar üretir , biz ise yutardık !!!

Bugün mezhep diye diye,  kan diye diye , toprak diye diye,  paramparça edildik. Daha rahat yutsunlar diye böl-parçala -yut politikası uyguladılar..

   Evet piramitleri inşâ eden köle kardeşlerimiz , erbabını rahatlıkla tanırdı, yediği kırbaçın acısını hissederdi , kırbaç kimin elinde bilirdi,  ne zaman köleleştiğini , bilirdi. Biz ise bugün artık onlarla aynı kaderi yaşama noktasına gelmişken , bu asırda bizi kimlerin köleleştiğini bilmiyoruz , kimin oyununda piyon olduğumuzu bilmiyoruz, kula kulluğa duçar olan bir millet.. !

    Özgür köleliğimiz ile mutkuyduk değilmi ? Efendilerimiz var ama yoklar gibi . Aslina bakarsaniz çok özgür gibi gözükenlerimiz en tutsak olanlar  ve işin kötüsü tutsaklık bünyemiz de bağışıklık kazanmış durumda . Bu tutsaklık ve kölelik öyle ki

  Tüketim sisteminde yaşadığımız şu çağda köleler kendilerini efendilerine özgürce satıyorlar. Üstelik öyle havada karada değil ,bin türlü iltimas, rüşvet ve kefille.  Ben daha köle olma durumuna gelmedim demeyin . Tutun kendinizi bir köşede ve sorgulayın bakalım daha neler neler çıkacak ruhumuzun derinliklerin de.

 Bir dönem bilirmisiniz bilmiyorum ama sakson köleleri vardı.  Boyunların da tasmaları ve tasmaların üzerin de ise efendilerinin isimleri yazardı.  Nerde durup nereye gideceğine efendileri karar verirdi. Şimdi kısaca bir analiz yapacak olursak.

Ne giyecegine , nerde duracağına , ne yemek yiyip nerde dinleneceğine karar veren bir efendi. . Al bunları bunları dinleyip,  bunu giymelisin diyen bir düzen. Sonra da kalkar insanlara özgürlük   felsefesi geçer.  Bunun adı özgürlük değil. . Bunun adı köleleştirme tek düze insan oluşturma çabası, bizler içi ve gönlü zengin  farklı örflere , düşüncelere sahip insanlarken bizi aynılaştırmak isteyenler var.  Ve bunu ellerinden geldiğince sizi özgür hissettirerek yapıyorlar. Ellerindeki sepetten bir elma seçmek zorundasındır, başka ağaçlara bakma fikrini sana hissettirmezler bile.  Sende istediğin elmayı seçtiğini düşünür ve özgürüm naraları atarsın ortalıkta.  Ah bir oyundan haberin olsa kardeşim. . Bir dışarı çıkarsın düzen senin yerine bir  genelleme yapmıştır zaten fix çoğu insan aynıdır.  Ellerindeki telefonlardan tutun,kurduğu cümleler,  dinledikleri müzik, ayakkabılardan başlayıp gidilen mekânlara kadar. Herşey önceden planlanıp ayarlanır ve sana 10 tane seçenek gösterilir 11.sine dönüp bakamazssın , bakmazssın. Çünkü o 10 seçeneği özgürlük sanır da ben seçiyorum sanırsın . Kulvar da büyük , oyunda büyük . Onların istediği gibi düşünmemiz yaşamamiz için  ellerinden geleni yaptılar ve yapacaklar ..

 Ama unutmayın eğer değerlerimize ve doğrularımıza sahip çıkarsak ,  modernizm  ve medeniyet denen illete dayananilirsek özgürlük ve adalet ilelebet bizimle kalacaktır kardeşlerim.
      Özgür bir yaşam ve özgür bir nesil için erbabımızı geçmişimizi ve atalarımızı unutmayalım.   Nerden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi unutmayalım . En önemlisi kendimizi unutmayalım...

                                                                                                             Selam ve dua ile

                                                                                                        Şüheda Nur Fidanol


23 Eylül 2014 Salı

Peki ya sizin onur ödülüne ihtiyacınız var mı ?



Ousmane Sembenê 


Ousmane Sembenê ( Usman Samben )


Sanırım bir çoğunuz bu ismi ilk defa duruyorsunuz?  Afrika'nı onurlu yazarı , şairi , yönetmeni , senaristi , yani sizin anlayacağınız başlı başına bir cumhuriyet .. Afrika sinemasının babası diye bilinir zaten. Usman Samben aslında bir direniş bir onur  göstergesi. Hayatta  belirlediğimiz çizgide bi sağ köşemizde bulunması gereken bir abimiz.


  Ne çok senarist ne çok yönetmen tanırız değilmi. Bir cok filmini sayabiliriz hatta bu yönetmenlerin diğerlerinin de tipleri ile tanırız, beğeniriz.. Peki ya Usman Samben  şimdi bende size onu tanıtmak istiyorum kısa ve öz .  Bunun için ise bir onur ödülün de yaptığını konuşmadan bahsetmek istiyorum.


  Usman Samben uzun bir hastalık döneminden sonra maalsef 2007 yılında , 84 yaşında vefat etti. Rabb'im merhameti ve Rahmeti ile muamele etsin inşallah. Gelelim konuşmaya 1997 senesinde özel bir onur ödülün  yaptığı konuşmada buyrun neler söylüyor hep beraber okuyalım. .



                    Sayın baylar ve bayanlar. Konuşmama İngiliz dilinde devam etmeyeceğim için hepinizden özür dilerim. Sizin topraklarınızdayım ve sizin sahibi olduğunuz sistem içinde sizin tarafınızdan payelendirliyorum. Ancak asıl konuşmam kendi öz dilimde olacaktır. Merak edenler, konuşmamın İngiliz diline tercümesini koltuklarında bulabilirler.


İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı


Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğretti


Gözümüzü açtığımızda ise;


bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.



  İngilizlerin dinini, dilini öğrendik. Uzak dünyadan gelen yeni dil ve din bizi hep çalışmak zorunda kalan itaatkar köleler yaptı. Özgürlük için her karşı geldiğimizde, bizi birbirimizle savaşmak için ikna ettiler ve silah verdiler. İngilizler gelmeden önce topraklarımızda sadece mücadele vardı. İngilizlerin kutsal dini bizim mücadeleciligimizi kullandı; Evlatlarımızı savaşçı yaptı. Hemde sadece kendi kardeşleriyle savaşan dünyayı İngiliz dilinden ve İncil’den ibaret sanan vahşi savaşçılar.



  Hastalıklar yaydılar. Ne olduğunu bilmediğimiz içeceklerle bizleri hasta ve zayıf yaptılar. Atalarımızı zincirleyerek büyük şehirlerine köle olarak götürdüler. O büyük binaları, caddeleri, tünelleri ve kiliseleri insan etinin üzerine inşa ettiler. Kendilerini temizlemek için sanatçılarına fikir adamlarına; sadece kendilerini kapsayan insan tariflerini yaptırdılar. Her çeşit yiyeceklerin büyüdüğü topraklarımıza ilaçlar döktüler. Toprağın altındaki yanıcı siyah cehennem kanı için bizleri öldürdüler. Büyük acılar ve  ölümcül işkenceler ördüler. Her gelen gemiden; kıyılarımıza hep ikiye bölünmüş tekneler yanaştı. İlk gelenler zulüm ettiler, arkasından gelen arkadaşları zulmü durdurma vaadiyle bizleri ele geçirdiler. Bu gün gelenlerde aynı sistemle hala işgale devam etmekteler.



  Yeni ilaçları, biyolojik silahları ve hastalıkları deneyen gönüllü doktorları istemiyoruz. Emperyalist sisteminizde geri dönüşüm ekonomisi ile aslında sömürü olan yiyecek yardımlarınızı kabul etmiyoruz. Birbirimiz anlamamızı zorlaştıran, şarkılarımızı ve masallarımızı unutturan fakir dilinizi reddediyoruz.  Çağdaş dünya daveti içindeki, bizi zorla şekillendiren yüzeysel sanat kuramlarınıza karşı çıkıyoruz.



 Özgürlüğümüzü ilan ediyor ve Afrikalı insanlar olarak doğduk, Afrikalı ölmek için bütün Avrupayı topraklarımızdan kovuyoruz. Birbirimiz öldürelim diye bize öğrettiğiniz ırkçılığı, felsefe adına önümüze sürdüğünüz batının sığ kafalı laflarını, hukuk adına yaptığınız bütün şövenistliklerinizi ve sanat diye dayattığınız bütün estetik öğretilerinizi, Afrika topraklarından silene kadar Afrika sizinle savaşacaktır.  Siz kabul etmeseniz de bir Afrikalı en az dünyanın herhangi bir yerindeki bir batılı kadar onurludur.



İnsan onurlu doğar. Hiç bir insanın kralların, kraliçelerin vereceği onura ihtiyacı yoktur.



1997 / Usman Samben


Evet burada,  ne demek istediğini , neye hizmet edip , ne düşündüğünü az çok anlamışsınızdır. Evet biliyorum sizde benim gibi hissettmis olmalısınız o salondan bir hışımla kalkıp ayakta alkışlamak istemiş olmalısınız.   Gidip elini öpüp hakkını helal et demek istemiş olmalısınız.  Kendi kabuğunu yırtıp , her yolda cihad hakikatini unutmayan , güçlüye , zalime kafa tutup , yardıma muhtaç olan halkının yanında duran onurlu adam .



Rabbim bizi sizin verdiğiniz mücadele kadar onurlu kılsın..



    Ez cümle bu yazım herkese parantez içinde en çokta hedonist kitlesine gelsin.



Ben elbette eksik , noksan anlatmış olabilirim ,fakat siz muhakak doğruyu bulup anlayacağınız dan eminim.



  Selam olsun.



Selam olsun...
Selam olsun...



Görevini büyük şeyler değil , gerekeni yapması gerektiğini bilenlere..



                                                                                 Selam ve dua ile..



"Hı bu arada o kadar bahsi geçer de ders çıkarırız da eli bos boş dönülmez,  Samben 'e bir dua istemek isterim. .. Şimdiden Rabb'im kabul etsin.
       

                                                                                   Şüheda Nur Fidanol
                                                                                     #Şuşudan fısıltılar














27 Temmuz 2014 Pazar

Bayramınız Bayramımız Olcak Müslüman Kardeşlerim...

Bayramınız bayramımız olacak. .. !

Bu gün bayram.

Buruk geçen bir Ramazan'ını da arkamızda bıraktık.  Neredeyse dünyada Müslümanın zulm görmediği yer kalmadı.

Ramazan da tuttuğumuz Oruçlarda , kıldığımız namazlarda okuduğumuz kuranlar da kardeşlerimizi hiç unutmadık.

Elbette ki Müminlerin en büyük silahı dua'sıdır

Fakat daha bilinçli ve daha inançla durmasını öğrenmeliyiz.

Karşımızda duran gürûh İsrail terör örgütü , kardeşlerimizi katlederken biz sessiz sedasız kalmayıp aslında nerde durması gerektiği konusunda ders vermeliyiz. Biz inananların nasıl bir birlik içerisinde onlara hadlerini nasıl bildirebileceğimizi anlatmalıyız. Hatta kafalarını vura vura vura anlatmalıyız.  Her kıydıkları masum can için teker teker cezasını çektirerek bunu anlatmalıyız.

Şehit olan kardeşlerimiz  , islam şerefini savunmak adına canlarını ortaya koyarken , biz ise Firavun sofralarına özenilmiş masalar da iftarımızı açtık.  Sonra samimi gibi görünüp yazılar paylaştık.

Bir kurtarıcı bekledik, o neden bunu yapmıyor , şu neden böyle yapmıyor dedik. Fakat düşünmedik onları kurtaracak olanların bizler olduğunu.  Gaddarlık yapmıyorum zira bu tarz yorumlar geliyor . Evet dua ettik dertlendik , üzüldük ama geçti . Orda geçmedi ama orda devam etti acılar , ama burda sanki 3 gün yas tuttuk kınadık ve üzerimize düşen vazife bu kadar deyip kendi hayatımıza devam ettik.

Sivil halk, çocuk , genç , yaşlı hasta demeden zalimce katledilen insanlar sizin mekânınız cennet , siz hak yolda şehit oldunuz.  Ama biz evet biz , biz ne mi olduk ? Hemen açıklayayım .

Unutulmayan üzerimize sinmiş kötü bir vicdan lekesi ile  hayatta kaldık.  Her bir çocuğun gözünde sizi görerek yaşadık,  her bir baba deyişimiz de evladını kayben babanın çaresizce göz yaşlarını görerek  yaşayacağız. Bu utanç bizimle yaşayıp bizimle de ölecek.  İçimizi özlemden sonra bir de korku kaplayacak.  Siz orda şehit olurken , biz burda bişey yapamadığımız , yapmadığımız için bir korku kaplayacak içimizi.   Sizden nasıl helallik isteriz korkusu. ..

Elinde çikolatası ile şehit edilen çocuktan helallik isteyeceğiz ..

Sokakta ve kumsalda masumca oyun oynarken öldürülen çocuk sende helal et..

Annesi karnında daha dünyaya bile gelmeden öldürülen bebek , melek sen den nasıl helallik isteyeceğiz ?

Çocuğunu , ailesini korumak için koşturan, İsrail köpeklerine boyun eymeyip dinine, bayrağına , toprağına sahip çıkan  Ey kutsal Filistin halkı sizde hakkınızı helal edin bize...

Nekadar da kolay söylüyor demeyin. Yazarken içimin nasıl acıdını yazamam. Kalemimden mürekkep değil de kan, keder , üzüntü aktı. .

 Bunu yazmak ne kadar acı ise orda bu acılarla direnmek te onları nasıl da onurlu bir halk kılıyor. Bi yanda suskun müslümanlar , diğer yanda islam için  şehit düşen kardeşlerimiz. .

Hani Hz. Ali (r.a.)  'ın bir sözü vardı;

"Bütün dünyayı verseler, buna karşılık

Bir karıncanın ağzından bir taneyi almamı isteseler, Bu zulmü yapmam."  demişti.

Bugün karıncanın ağzından lokması değil, binlerce insan katlediliyor Ey Hz. Ali....!

Öyle bir ümmet olduk ki zulmü yapana bile cezasını verememenin âciziyetini  yaşıyoruz.

Kaybediyoruz biz Filistin dekiler değil biz kaybediyoruz biz , ümmetin derdi ile dertlenmeyen biz kaybediyoruz. . Bu zulmü yapma fırsatını meydana getiren bizler kaybediyoruz.

Allah yolunda şehit olanlar hep kazandı,  onlar korkusuzlar , dünya onlara geçici ebed önemli onlara . Şimdi Rab'lerinin cennetin de bayram yapıyorlardır. Peki biz ;

Çoğumuz acımızın üstüne bir sünger çekip tatile gidip, konfor içinde dinledik.  Kalanlarımız ise bayram telaşına düştü. Kıyafetlerimizi  çikolatalarımızı aldık ve bayram yapıyoruz. .

Ama bugün Gazze de bayram varmı bilmiyorum...

Bayramda çocukların ellerini öpecek babaları varmı bilmiyorum.

Bayram da anne ve babaların ellerini öptürecek çocukları varmı bilmiyorum.

Bugün diğer islam ülkelerinde bayramları kutlanıyor  mu bilmiyorum. .

Bizim bu bayramımız buruk geçecek babamızın elini öperken  sizin için daha çok üzülen bir kardeşiniz olacak  ... Benim bayramim sizinde bayram ettiğiniz gün olacak Allah'ın izni ile...

Bütün bir islam ümmeti bayram yapmadıkça , hiç birimiz gerçekten coşkulu bir bayram yapmayacağız.

Rabbim o günleri de görmeyi nasip etsin bize...

O zaman bütün bir dünyada bayram edeceğiz. ..

İyi bayramlar meleklerin şehri Gazze.

İyi bayramlar Srebrenica

İyi bayramlar Kerkük, Tuzhurmatu

İyi bayramlar orucun bile yasak olduğu Sincan

İyi bayramlar Rojavanın yetim çocukları

İyi bayramlar utancımız, açlığımız Afrika

İyi bayramlar Hasan el Benna’nın soylu çocukları.

İyi bayramlar acının ölümün baş kenti Hama

İyi bayramlar Şam, Halep, Humus

İyi bayramlar Ahbazya, Patani, Burma

İyi bayramlar Doğu Türkistanın çekik gözlü devleri

İyi bayramlar Bağdat

İyi bayramlar Hocalı

İyi bayramlar Guta

İyi bayramlar Ey iman edenler


    Selam ve dua ile..

    Şüheda Nur Fidanol

    #Şuşudan fısıltılar

     28/07/2014


6 Haziran 2014 Cuma

Bir İslam Reformatörü // Mehmet Akif Ersoy

     


SEKİL:1
Pek tabi sizde bilirsiniz bir blog yazısı çokta kolay yazılmaz.
bütün bu yazılar bu sihirli kalem ve kağıttan çıkıyor..
(yazıyı yazarken bana yardımcı olan kitap fotoğrafta yer almakta )
 



 Evet arkadaşlar sanırım bir çok yazı yazmışımdır fakat bu yazının bende apayrı bir yeri vardır. Anlatacağım kişiye binanen çok fazla okuyup çok fazla titiz davranmak isteyişimden yazı birazdaha uzamış bulunuyor.  Yazıyı yazmaktaki amacım ise hayatımız da önemli rolleri olupta farkına varmadığımız mükemmel insanları birazdaha yakından tanımak.  Bütün okuyucularıma şimdiden çok teşekkür ederim

Divan şairlerini aradığımız zaman, duvarlarından şarap sızan bir meyhane,  yahutta gümüş kurnalı bir hamama gideriz. Halbuki Akif'i aradığımız da kendisini bulacağımız yer Fatih camisidir.

Heleki şairin safahat'ını açar açmaz onu bu kudsi ve samâvi mabedin nur taşan sinesine sokulmuş görürüz.

●Mehmet Akif hiç bir zaman sarığın manevi fikr-i atmosferinden sıyrılımamış ve hayatını seve seve şeriatın savunmasına vakfetmiştir. Güzel insan dönemin inançsız şairlerini dine davet ederken şöyle buyuruyor;

-Habibin koltuğu altında  şefaate kavuşmak varken, bir örümceğin eteğine yapışmaktaki mânâ nedir?

● Akif Çamlıkta bülbül sesi dinlemek için yetimlerin feryadına kulak tıkayan sanatçı değil, hatta insan olarak bile saymıyordu. O bütün hayatını kadınlardan aldığını söyleyen ve kadınlar olmasa şiirlerim öksüz kalır diye sızlanan uzun saçlı şairler gibi  sevda ve şehvet kompoze edecek yerde, ezeliyet ve ebedeyeti yazmayı tercih etmiştir.

Şimdiye kadar nede güzel bir insan olduğunu anlamışızdır zaten , ama okumak ayrı yaşamak ise bambaşka bir duygudur kesinlikle Mehmet Akif'i.  Heleki geçenlerde bi olay üzerine kurulan bir cümlesi beni ona bir kere daha hayran bıraktı   Olayın özetini geçecek olursak. Mehmet Akif Peygamber Efenfimiz hakkında ileri geri konuşan birine cevab verirken görüyoruz.

 - İşte bu akılların kabul edemeyeceği bir şey! Bu adam Peygamberime sövdü.Babama sövse affederdim, fakat Peygamberime sövmek bunu ölürüm de hazmedemem..

● Sanatta  gayet değil de gayette sanat arayan Âkif "sanat sanat içindir" teorisinin reklamcılığınıda kabul etmiyor ve ekliyor " Hayır!  Sanat şeriat içindir" diyordu.. Şaire göre ana problem ahlâk idi.

● Müslüman ırk, renk, lisan, mühit, iklim itibari ile birbirine büsbütün yabancı unsurları aynı milliyet altında cem'eden yegane rabıta iken ; Heleki biz Osmanlılar için dünyada bu rabıtaya dört elle sarılmaktan başka selâmet yolu yokken..

 Ey cemaat-i Müslim'in aklınızı başınıza alınız. Gayret-i kavmiyeyi bir kenara bırakınız. Rabıta-ı Din'i biraz daha ihmâl edecek olursanız , iyi biliniz ki târumâr olur gidersiniz.

Eğer aklımızı başımıza almazssak;

Eğer aramızdaki nifaklara, şikaklara, hakime vermez isek ;

Eğer ki Türkü Arnavut'a , Arap'ı Kürt'e düşman tanımak siyaseti mecmuasından vazgeçmez isek;

Eğer müslümanlıkta adaletin-meskenetin haram olduğunu hâlâ anlamak istemez isek;

Neler olacağını bilir misiniz?

 El'iyazubillah milletlerin  maskarası,  müslümanlığınız yüz karası  !!!

 Ey camaat siz Ne Arapsınız , Ne Kürtsünüz , Ne Ne lazsınız , Ne Çerkezsiniz....

 Siz ancak bir milletin efradısınız ki o Millet-i Muazzam da İslam'dır....

 İşte ki bizim şeriatımız Akıl Şeriatıdır...Dinimiz akıl dinidir. Biz ise aklın hükmünü bile tatil ettik. Zaten en birinci felaketimiz de burdan başlıyor. Din ile dünyayı ayırmışız. Halbuki bunlar bambaşka şeyler değil.  İşte kur'an elimiz de. Evet Efendimiz'in sözleri meydan da. Eğer biz gözümüzü açmazsak neuzubillah İslam'ın dünyada nâmı bile kalmayacaktır diye ekliyor .Akif  kurtuluş mücadelesinin manevi cephesini idare eden adsız bir kahramandır.

İstiklal Marşını bir Sancağa sarıp Türk ile İslam müzesine konulmalı.

 Mehmet Akif Ortada bir para ve bahis konusu olduğu için müsabakaya katılmayan , parayı reddeden bir şair iken, bir palto alacak kadar bile parası yoktu.  Kışta kıyamette, ceketle dolaşırdı. Şimdiler de ise gözümüzü para hırsı bürümüş . Ideolojinin kurbanı olan bir ecdad var . Yazık yazık ki ne yazık ..

● Yaraları deşen ve ilaçlamayı da ihmâl etmeyen Milliyet düşmanı bütün ideolojilere karşı cephe almıştır.  Ve bir sözü aklıma gelir ;

- Boynunda altın laladan bir tasmayla üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamayacağını söylerdi ve hakim sınıfı hizmetkârlığını reddederdi.

● İslam kültürüne ait bir şairden gene ders niteliğinde bir kac kelâm....

- Ebubekir'i tanımayan çocuklarımız  İslâm düşmanı cengizimi örnek tanıyacaklar diye söylenirdi.

Akif'in bir çok mısraları marş mıdır ? Yoksa bir dua mıdır fark edilmez.

● Kendisi yaya yürüyüp , kölesini deveye bindiren , halkın acılarını paylaşan,  yamalı hırka ile dolaşmaktan şeref duyan Hz. Ömer gibi bir halifenin adalet rejimine susamıştı.. Onun özlediği ideal toplum , yetimlerin şefkatle okşanıp , aksakallı  ihtiyarların Atlaslibas giydiği bir toplumdur.

★ - Korkma!

    Cehennem olsa gelen,

    Göğsümüzle söndürürüz.

    Bu yol ki hak yoldur,

   Dönme bilmez yürürüz.

 Gürül gürül , çağır çağır olan bir şairimiz olan Akif Çanakkale'yi destanlaştırmış, Bu destan da hilâl uğruna batan güneşler vardır. Bu destanda Huda'nın ebedi serhaddi olan göğüsleri ile yamyam sürülerine durduranlar, Bedr'in arslanlarına benzetiyor.. Ve bir şiir yazıyor.

 Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

 Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer

 Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid-i

 Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi !

 Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

 Gömelim gelsin tarihe desem sığmazsın....

Akif başka türlü düşünüp başka türlü yazanlardan değilim diyor.  Gömlek değiştirir gibi kanaat değiştiren pespaye "aydın" kategorisine girmek istemiyor. Kapitülasyonların çizmesi altında inleyen bir islam ülkesinde tam onbir yıldır"ihtiyari sürgün" hayatı yaşayan Akife'e göre vatan herşeyden önce din ve iman için bir barınaktır.

● Milli İstiklal için neden can verilir sorusuna cevabı ise ;

- Mabedin göğsüne namahrem eli deymesin diye ve yurdum üstüne ezanlar ebediyen inlesin diye cevap veriyor.

● Atatürk'ün reform anlayışı ile Akif'in reform anlayışı arasında derin ve doldurulamaz uçurum var.

Akif esas itibari ile panislamizmin , yani Hilafet bağlı , siyasetten birleşmiş bir islam dünyasının sunucusu idi. Onun nazarın da Kur'an İslam'ın anayasasıdır ve bu temel yasa prensiplerinde asla değiştirilmemelidir.

● Ve evet son olarak en büyük huzuru ve zevki ise karacaahmed'in selviliklerin arasında dolaşmakta bulan Mehmet Akif mezar taşına kazınacak en iyi kitabeyi kendi eli ile yazdı ve hazırladı... ..

 《 ÜÇBUÇUK NAZMA GÖMÜLMÜŞ KOCA BİR ÖMR-Ü HEDER 》

● Her zaman savunduğu gibi yaşadı.

İNANDI , DÖNMEDİ , ÖLDÜ

Yazıma Mehmet Akif'in çok sevdiğim bir şiiri ile bitirmek istiyorum

 Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevmem;

 Gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı,  hatta boğarım

Boğamazsın ki...

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım,

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam

Doğduğumdan beri aşıkım istiklâle

Bana hiç tasmalık etmiş değil lale.

Yumuşak başlı isem , kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boynum.

Kaynayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim

Adam aldırma da geç git diyemem! Aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım

Zalimin hasmıyım amma severim mazlûmu...

İrticaın şu sizin lehçe de mâ'nası bu mu ?


Ben muahakak eksik anlamışımdır , zira Mehmet Akif'i anlatmakta kelimeler tükenebilir.

siz kesinlikle doğru anlayacağınızdan eminim ve bu işin ucunu bırakmayın size bu hayatı armağan eden, mücadele veren insanları tanıyın. Ben Mehmet Akif ile başladım sizde başka bir kahraman bulun kendinize...

Mekanın cennet olsun İslam Reformatörü

Selam ve dua ile

Şüheda Nur Fidanol

#Şuşudan fısıltılar